Günay Çorur

Yeşil Türbe'nin Önünde Bir gece (Öykü)

16 Ocak 2021 20:10
A
a
  Gece yarısı saat 2. Şarabım Petrus. Özel bir gece muamelesi yapıyorum bu tamamen anlamsız salı gecesine. Yıldırım’ın ısıran soğuğu uçuşuyor. Yeşil Türbe’nin önündeyim. Bu saçma sapan ışıklandırmaya rağmen güzelliğinden bir şey kaybetmemiş. Görselliğin bu kadar önemli olup, estetik bakış açısının bu kadar boktan olduğu bir çağ daha görmemiştim. Şişeden içtiğim 300 senelik Petrus’tan bir yudum daha alıyorum, dünyanın en güzel mezarına karşı. Hem heybetli, hem sade. Hmm bu yudumun tadı bir farklı geldi. Eski aşklarla tütsülenmiş bir aroması vardı bu damlanın.

  Yapma!

  Bu farklı aroma şaraptan gelmiyor. Ta uzaklardan giderek yaklaşan, sanki bir fikri ısrarla dikte eder gibi patlayan topuklu ayakkabıların sahibine ait bu aroma, bu koku.

  Gelme!

  Kaçmalıyım. Hemen buradan uzaklaşmalıyım ama bu koku beni oturduğum kaldırım taşına mühürledi. Neler olacağını biliyorum. Durma, kaç buradan! Ama şu demirsi koku yok mu? Yaklaştıkça çekim kuvveti de artıyor.  Bir dua okusam iyi gelir mi?

  Birkaç metre önümdeki banka yerleşiyor. Bu saatte, bu genç kadının burada işi ne? Gitsene evine. Etraf sapıklarla, manyaklarla, ruh hastalarıyla dolu. Ben dahil.

  Telefonunu çıkarıp türbenin fotoğrafını çekiyor. Beni görmedi. Bu da demektir ki gidebilirim. Hala bir şansım var. İçgüdülerime teslim olmadım henüz. Elimi ağzıma götürüyorum. Her şey normal. Aferin oğlum. Bıraktın sen bu işleri, başka şeylere odaklan. Görme onu. Görme, önüne dön. Ama bu koku yok mu? Çıldırtacak beni.

  Gör beni!

  Sanki arkasından biri seslenmiş gibi bir anda dönüp beni görüyor. İyi bok yedim, bravo! Garip bir hayvana bakar gibi bir süre beni izliyor. Gözümün ucu onda ama dönüp bakmaya cesaretim yok.

  “Korkmuyor musun?” diyor. Ne doğru bir soru.

  “Neden?” diyorum boyun kasılması eşliğinde.

  “Çarpılmaktan.”

  “Neden çarpılayım ki?”

  “Gecenin bir vakti türbenin önünde şarap içmek riskli geldi bana.” Ah şu bilmiş tavırlar.

  “Allahın çarpma biçimi öyle olmuyor pek.”

  “Daha önce çarpılmışlığın var yani?

  “Var, evet ama bunu sana anlatacak değilim.” Bu çıkışım biraz olsun benden uzak durmasını sağlar. Umalım ki sağlasın.

  “Ben geceleri hep gelirim buraya. Seni ilk defa görüyorum.” Diyor.

  “Bu gece biraz erkenciyim.”

  “Şaraptan bana da biraz var mı?” diyor. Sanırım artık varılması gereken noktaya vardık.

  “Defol git!” diye bağırıyorum. Keşke biraz daha iyi bir oyuncu olsaydım ne ben, ne de o inandı bu öfke gösterisine.

  “Ne anırıyorsun be ayı! İyi tamam kalmadık senin şarabına!”

   Birkaç dakika kadar sessiz kalıyoruz. Bu süre içinde kaskatıyım. Bir güç beni sanki orda tutuyor… Güç falan değil. Bu koku beni burada tutan. Beni yıllar, yıllar öncesine götüren koku. Elimi ağzıma götürüyorum. Normaliz, iyiyiz. Aynen devam. Sert bir hareketle oturduğu banktan kalkıp, sanki topuklu ayakkabılarını kafama vurur gibi bana doğru geliyor. Nefesimi tuttum duruyorum öyle. Ona bakmamak için boynumu kırasım var. Evcil hayvanını cezalandıran bir sahip gibi tatlı sert giriyor:

  “Öğrenemeyeceksiniz değil mi insan gibi iki çift muhabbet etmeyi? Gidiyorum merak etme. Şu şaraptan bir yudum ver bari.”

  Gideceği bilgisini alınca, konuyu uzatmamak için uzatıyorum şişeyi. (Galiba ilk hatayı burada yaptım.) Kafamı kaldırınca karşımda duran simsiyah saçlı, bembeyaz tenli bu kadına yakından maruz kalıyorum. Off. Şişeyi ağzına götürüp dikince gecede bir projektör gibi parlayan boynu ve gerdanı gözümü alıyor. Kalbim yerinden çıkacak gibi. Hareket edemiyorum. Zaten etmesem daha iyi.

  “Şarabın da baya bir iyiymiş. Pislik!”

  İnadına sert adımlarıyla yanımdan uzaklaşıyor. Atlattık. Tuttuğum nefesimi veriyorum. Yerine taze bir nefes alıyorum. Aferin sana. İsteyince oluyormuş değil mi? Hadi bunu kutlayalım. Şaraptan yudum almak için şişeyi ağzıma götürüyorum. (İşte ikinci hata da buydu.) Dudaklarının baharatlı tadı şişeyi kaplamış. Petrus’tan eser yok. Sadece onun baştan çıkarıcı aroması var şişenin ağzında.

  Geliyor. Hissediyorum. Çok kuvvetli geliyor. Bu hissi yüz yıllar öncesinden hatırlıyorum. Elimi ağzıma götürüyorum.

  Kahretsin, dudaklarım kanamış. Geliyor. Renkler giderek kızarmaya başladı. Çok üzgünüm genç kadın. Artık çok geç. Şarabın dudak esanslı tadını kafama dikip peşine yazılıyorum kurbanımın.
 
 
  (devam edecek…)
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Yeni sitemizi nasıl buldunuz?

sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat