Günay Çorur

Yeşil Türbe'nin Önünde Bir Gece -3- (Öykü)

27 Ocak 2021 07:09
A
a
  Can çekişir gibi yanıp sönen sokak lambalarının eşliğin avımın peşindeyim. Yürüyüşündeki asaleti ilk kez bu kadar net gördüğüm genç kız, 10-15 metre kadar önümde. Topuklu ayakkabı sesi artık benim için bir kabus değil, bir davet. Sokağın sonu sağa ve sola ayrılıyor. Sol taraf ana caddeye çıkıyor. Sola dönerse (ki büyük ihtimalle) hızlanmam gerekecek. Sağ taraftan giden sokak ise bu iş için biçilmiş kaftan. Mahallenin en ücra köşelerinden biri. Artık kullanılmayan, harabeye dönmüş birkaç atölye dışında bir şey yok. Eğer bir kalbim olsaydı yerinden çıkacak gibi olurdu.

  Kız sağ kaldırıma geçiyor. Ahh! Bu ne şık bir servis? Daha da iştahlanıyorum. 300 sene sonra aklımı başımdan alan bu tadı, bir hamburger gibi bir çırpıda bitirmek zorunda olmamak ne lüks?

  Köşeden sağa dönüyor. Artık ben, yani asıl ben yalnızca bir seyirciyim. Ne bir irade örneği, ne bir kontrol. İçimde yüzyıllardır uyuyan canavara teslim ediyorum bedenimi. Köşeyi dönerken dişlerimi artık çenemde hissediyorum.

  Ama…

  Kız yok!

  Bu kadar hızlı nereye gider?  Ses de duymadım. Sokağın sonuna kadar gidiyorum ama yok.

  Enteresan olan kokudan da eser yok. Öyle kalıyorum.

  Bu imkansız!

  Hayal mi gördüm?

  Başım dönüyor. Ne oluyor bana?

  Geçti tamam. Hatta iyi bile oldu. Onca yıldan sonra tövbeni bozacaktın. Bir cana kıyacaktın boş ver diyorum. Ben. Yani asıl ben.

  Sokağın sonuna hala bir umut bakarken sanki biri kulağıma fısıldıyor.

  “Gör beni.”

  Savrularak geri dönüyorum. Bu o! Yaşlı adam. 300 yıldır aklımdan çıkmayan o gülümsemesiyle karşımda.

  “Seni bulmak kolay olmadı.” Diyor.

  “O kız sen miydin?”

  “Evet.” Diyor. Pişkinliği yüzünden sinir krizi geçirmek üzereyim.

  “Ne istiyorsun?”

  “Özledim.” Diyor. Bu kadarı fazla. Beni vampir yapıp yıllardır kabuslar içinde yaşamama neden olması bir yana, bir de dalga geçmesi. Onu öldürmek için benim de, “benim” de sağlam nedenlerimiz var artık.

  Uzamış tırnaklarımı boğazına geçirmek için üzerine saldırıyorum.

  Ama bu baş dönmesi de nedir? Boğazını yakalayamadan yere kapaklanıyorum. Yaşlı vampir bir toz gibi hava uçuşup kayboluyor. Renkler birbirine giriyor. Hayal mi? Açlık başıma mı vurdu? İlk kez hissettiğim bir uyuşma hali bu. Ve o billur ses…

  “Seni bulmak gerçekten kolay olmadı.”

  Kafamı kaldırıyorum. Yüzündeki o nurlu gülümsemeyle tepemde dikiliyor. Bir elinde parmağına astığı topuklu ayakkabıları var. Diğer elini dudağına götürüp şeffaf bir bandı çıkartıyor.

  “VC17. Gerçekten işe yarıyormuş.” Ah şu bilmiş haller…

  “Zehir mi bu?”  

  “Afiyet olsun.”

  “Nasıl zehirledin beni?”

  “Şarabın gerçekten güzeldi. Keşke hakkını verip kadehten içseydin.”

  Şişeyi ona uzatmak ilk hatam demiş miydim?

  “Umarım bu zehir beni öldürür. Ama hiç sanmıyorum. Kendime geldiğimde bence burada olma.” Diyorum ve bunu gerçekten istiyorum.

  “Zehrin seni öldürmesine gerek yok.”

  “Ya?”

  “Seni elden ayaktan düşürmesi bana yeter.”

  Sağ elinde tuttuğu topuklu ayakkabıları şimdi tabancanın kabzasını tutar gibi tutuyor. Sivri topuklarının gümüşten olduğunu burada anlıyorum. Bu kız işi biliyor.

  “Kimsin sen?”

  “Avcı. 13 yaşımdan bugüne 12 vampir leşi. Nasıl? Seninle 13 olacak. Fena değilim bu işte.”

  Ölüm korkusu. Yıllarca ölmek istedim. Beceremedim. Yıllar sonra ölümle burun burunayım ve yine korku geldi.  Yaşamak bir bağımlılık.

  “Çok canım yanacak mı?”

  “Umarım yanar.”

  Gümüş topukları kalbime sapladığında derin bir yanma hissediyorum. Ta en içimden,  katlettiğim onca insanın ruhundan bir yanma.



                                                                                                      SON
 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Yeni sitemizi nasıl buldunuz?

sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat