Günay Çorur

SEVİYORUM BE HOUSTON! - 3 (Öykü)

13 Ocak 2021 22:40
A
a
 
   Sonya telaş içinde haykırıyor:
 
  “Houston bir darbe daha aldık. Astroid yağmuru sanırım. Giderek üsten uzaklaşıyoruz!

   Herbokolog Houston sessizliğe bürünüyor. Sonra titreyen bir ses “Bir saniye, haber bekleyin.” demekle yetiniyor. Döne döne uzay boşluğuna savruluyoruz. Beklemesi mi kalmış? Neyse bu dakikaları dünyadakilere sinirlenerek harcayacak değilim. Sonya’nın gözleri fal taşı gibi.

   “Sıkı tutunuyorsun değil mi canım?...” Bu canım’a da iyi alıştım.

   “Evet!” diyor sakinliğime anlam veremeyerek. Elimi oksijen tüpümün tıpasına götürüyorum. “Acil durumda çekiniz.” derlerdi eğitimlerde. Sanırım daha acil bir durum olamaz. Sertçe çekip tıpayı yerinden söküyorum. Oksijen, tüpten tazyikle çıkıyor. Bu başta dönüşümüzü hızlandırsa da sakin kalmalıyım. Ben ne G kuvvetleri yedim! Bunu kulağıma damlatırım affedersiniz. Tüpün ağzını döndüğümüz yöne vererek dönüşü yavaşlatıyorum. İnce ayarlarla sabitlendiğimizde de tıpayı yerine kanırtarak oturtuyorum. Biraz emanet duruyor ama zararı yok. Bana yeter. Ancak boşlukta sürüklenmemiz devam ediyor. Önemli bir konuşmanın arifesinde oluşan öksürükle boğazımı temizleyip söze giriyorum:

  “Sonya. Sonya’m. Bir süredir sana söylemek istediğim bir şey var. Ama üssün kurallarından dolayı söyleyemiyordum. Yani hem kurallar yüzünden, hem de duygularımdan emin olamadığımdan. Sanırım artık eminim. Konuşmak için şu an ve bu yer çok doğru…”

   Houston cızırtılı sesiyle lafa giriyor:

   “Sizden aldığımız sinyal giderek azalıyor. Derhal üsse dönmek için harekete ge…”

   Telsizimi kapatıyorum. Bir çözüm bulmak isteyen ancak bu çözümün Houston’dan çıkmayacağını bilen Sonya da kapatıyor. Soru işareti gözlerle bana bakıyor tekrar.

   “Ah o gözler!... Pardon nerede kalmıştım? Hah! Çok zamanımız yok malum. Sonya ben sana aşık oldum. Önceleri bu duygularıma bir anlam veremedim. Yalnızlıktan sandım ama hayır. Seni seviyorum. Hayatım boyunca o daracık koridorlarda seninle uçuşmak için hayatımı veririm diyordum kendi kendime. Bugüne kısmet oldu. Yaptığım ne kadar doğru bilemiyorum ama bunu söylemeden ölmek istemedim galiba. Bir şey söylemek zorunda değilsin. Yani bu…”

  “Seni seviyorum.” Diyor. I love you diyor. O çapkın gülüşü ve anlam dolu gözleriyle. Ne cesaret verici bir söz. İçim eriyor. En Türkçe haliyle duygularımın ağzımdan dökülüyor:

  Seni seviyorum.

  Karabinasını kendi çengelimden çıkarıyorum. Bir anda yüzü kararıyor. Zeki kız tabi anlıyor bazı şeyleri. Şaşkınla beni izliyor. Ben son kez şu güzelliğe bakıyorum.

  “Kendine iyi bak Sonya.”

  Bir anda Sonya’yı uyduya doğru çevirip, ayaklarımı göğsüne ve karnına yerleştirip, olanca gücümle itiyorum. Hızla uyduya doğru uçmaya başlıyor. Ben tersi yöne, uzay boşluğuna doğru gidiyorum. Planımın işe yaramış olması nedeniyle kıvançlıyım. Sonya’nın sesi parazitlere karışıyor. I love you dedi! Mutluluktan öleceğim. Ne oksijensizlikten, ne korkudan; mutluluktan öleceğim.

   Dünyaya bakıyorum. Dünyama. Bana verdiklerine şükrederek gidiyorum bu dünyadan. Ve gerçekten gidiyorum lan ben bu dünyadan! Kimse aramızdan böyle ayrılmamıştır. Kıyameti göreceğimi düşünürdüm hep. Büyük devrimlere şahitlik edeceğimi düşünürdüm. Olmadı. Sanırım kimseye de olmayacak… başım dönüyor… Kulaklarımda Sonya’nın sesi: “I love you!” ay lav yu tuu hani… Büyük mavi evimden uzaklaşıyorum adım adım… nefesim… nefs… Aaa şu takım yıldızını ilk defa görüyorum. Ne güzelmiş. Adı Sonya olsun mu Houston?...
 
 
                                                                   SON
  
1000
icon
Serhat 22 Ocak 2021 09:37

Mis gibi bir öykü, ellerinize saglik. Siz hep yazin biz hep okuyalim

0 0 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Yeni sitemizi nasıl buldunuz?

sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat