Günay Çorur

Altın Kafes

26 Aralık 2020 20:27
A
a
 
   Şimdi buradan size askerlik anıları anlatacak değilim.
 
  …

   Ama askerdeyken bir arkadaşımla şöyle bir anım oldu:

   Kadına şiddeti  anlatmak için bir görevli konferans salonuna gelmişti. Bir ton anket ve istatistikle bu yüz kızartıcı durumun ülkemizde ne boyutlarda olduğunu bir saate yakın anlattı. Başta “evet biliyoruz zaten biz bu durumun vahametini” havalarında yarım kulak dinlerken, duyduğumuz örneklerle kanımız donmuştu. Türkiye’de erkek olmanın verdiği utançla konferans salonundan ayrılmıştık.

   Dışarıda komutanı bekleyip sigara içerken “o” arkadaş yanıma geldi. Bir süre sessizce sigarasını içtikten sonra lafa girdi:

  “Şu kadına şiddet uygulayanları şeyinden tavana asmak lazım. Bir de bunu fotoğraflayıp yayınlayacaksın bak biri bir daha yapıyor mu? Mesela ben asla kadına şiddet uygulamam. Ben sadece kendi karımı dövüyorum.”
 
 Bir müddet yüzüne boş boş baktıktan sonra:

  “E o da kadına şiddet işte.” Dedim.

  “Hayır, hayır anlamadın. Ben başka kadınları dövmüyorum. Sadece kendi karımı. Yani benim kadınlara karşı bir duruşum yok. Ama kendi karını da döversin yani…”

  Bir müddet tartışabildikten sonra pes ettim. Bu arkadaşa “Dalyaray” lakabını takmam ve bu lakabın sevilmesi bu olaydan sonra olmuştu. Takiben, lakabını hakkedecek bir çok davranışı olmuştu ama beni en çok düşündüren bu kafa yapısı olmuştu.  Karısıyla ilgili anlattıkları ilk bakışta masumane düşünceler gibi duruyordu. Kendisinin donundan çorabına her şeyini yıkadığını, çocuklarına çok iyi bir şekilde analık yaptığını söylüyordu. Ama çok temel bir şeyi  kaçırıyor ve bunun farkına varamıyordu. Karısının bir kadın olduğunu kabul edemiyordu sanki. Ona göre “kadınlar” dışarıdakilerdi. Karısı, sahibi olduğu bir başka formdu ve cinsiyeti yoktu. Anaydı, eşti, kayınbabasının kızıydı ancak kadın değildi.

  Bu “Dalyaray”ın dedikleri her ne kadar kendini bağlasa da ortak bir bilince işaret ediyor. Freud’la aranız iyiyse bilinçaltı da diyebilirsiniz. (Ben kendisine bu aralar şüpheliyim) Kadını bir kabın içine koyup, belli başlı sıfatları “bahşedip” sonra da aradan çıkarmaya çalışan bir tür toplumsal refleks. Hani oyun oynarken yanımıza bizden daha küçük yaşta bir çocuk geldiğinde, onu “fasulye” ilan edip kuralları onun için esnetirdik. Bunu o çocuğu sevdiğimizden değil, aslında çok da önemsemediğimizden yapardık. Aynı durum.

   Kadın, annedir, eştir, yarendir, yuvayı yapandır, çiçektir, çok iyi aşçıdır, güzelliktir, narinliktir, duygusaldır, sağduyudur, bağışlayıcıdır ve benzeri boş lakırdılar temeldeki doğruyu kaçırmamıza neden oluyor. Kadın bir insandır. Anne olmayı reddedebilir, evlenmek istemeyebilir, yalnızlığı sevebilir, yemekten anlamayabilir, çirkin olabilir, mantığıyla hareket edebilir veya her hareketini intikam ateşiyle yapabilir. İnsan işte. İyi veya kötüden bağımsız dümdüz insan. Bunu reddedip kadına istediğimiz şekli vermeye çalıştığımız her an toplumsal eşitlikten çok uzakta olduğumuzu unutmayalım.

   Ataerkillik belası, kadın için şüphesiz ki bir kafes. Ancak erkek için de durum pek iç açıcı değil. Bu da başka bir yazının konusu olsun.
  
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Yeni sitemizi nasıl buldunuz?

sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
duyurular DUYURULAR
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat