Para Piyasaları Yükleniyor ...

Hava Durumu Yükleniyor ...

Makina Mühendisliği, sosyal ve ekonomik aydınlığa giden yolda ülkenin Amiral Gemisidir

19.02.2014 18:14 tarihinde yayınlandı 1884 defa okundu 0 defa yorumlandı
Makina Mühendisliği, sosyal ve ekonomik aydınlığa giden yolda ülkenin Amiral Gemisidir
Ali Eşref UZUNDERE'in Ropörtajı
Kimse dediğimizden kendine fazladan bir şey yontmasın. Biz, sanayiiye doyduk lafına itiraz ederken havayı kirleten, suları zehirleyen, ormanları katleden, katma değer üretmeyen, çevreye saygısı olmayan ve en önemlisi bizim olmayan sanayiiyi kastetmedik.
Biz, “Bursa’nın dağlarını, ovasını, yeraltı sularını, derelerini, denizlerini kirletmeyen, yüksek katma değer üreten, dikey büyüyen, arge yatırımı, ihracat şansı olan ve inovatif sanayiye Bursa olarak açız” diyoruz.
 
Makina Mühendisleri Odası Başkanı İbrahim Mart ve Yönetim Kurulu Üyesi Ferudun Tetik ile birlikte gazetemiz BURSAPOST'u ziyarete geldi ve sohbetle karışık yönelttiğimiz soruları içtenlikle cevapladı.
 
MMO Başkanı olarak ideolojik yanınız olduğu iddiaları konusunda bir söyleyeceğiniz var mı?
Makina Mühendisleri Odası ülkenin amiral gemisidir. Akademik oda başkanı olarak bu durumu anlamış değilim. Bazıları ideolojik, bazıları Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe ile araları iyi diyorlar.  Ben de diyorum ki; bir araya gelin karar verin.
Bizim tavrımız ortada. Gizlimiz saklımız yok. Bu tür yaklaşımlar manidardır. Bizim yönetim kurulu toplantılarımızda bile kapımız açık. Her şeyimizle şeffafız. Muhatabımız hükümettir. Ona bir şeyler söylemeyip kime söyleyeceğiz? Makina Mühendisleri Odası olarak ne olduğumuz belli ve ortada. Biz toplumun önceliklerini ön planda tutan bir odayız.
 
Oda seçimleri sırasında rakibiniz, üye listelerinin kendilerine verilmediğini ileri sürmüşlerdi. Bu iddiaya ne diyorsunuz? 
Oda seçimlerinde arkasında iktidarın desteği olan bir gurupla mücadele ettik. Bu benim meselem, benim vereceğim bir karar da değil. Tüzüğümüz buna engeldir.  Benim cep telefonumda 3 bine yakın meslektaşımın telefonu kayıtlı. Her zaman onlarla beraberim. Bu bana yetti. Ben meslektaşlarımı telefonuma seçim için kaydetmiyorum ki.  Söylemler Mesnedi olmayan sözler, ben onlara takılmıyorum. Biz izlediğimiz strateji nedeniyle başarılı olduk.  Bize saldırı durumu vardı, biz savunma üzerine stratejimizi oluşturduk. Bize kişisel saldırılar oldu, ama bu tutmadı.  Seçim süreci bitti, şu anda yönetim olarak tüm üyelerimizin yanındayız.
 
Makina Mühendisleri Odası olarak TÜMOB yasasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yasa ile kamusal denetim yok edildi. Yetkilerimizin kısıtlanmasıyla yolsuzluk rüşvet için alan boşaltıldı.  Bursa MMO olarak üye aidatlarımızla yapılan çalışmaları yine de yaparız.  Bizim bir takım çalışmalarımızın elimizden alındığı için feryat ettiğimiz sanıldı. Bizim çalışmalarımız toplumun, ülkenin çıkarlarını korumaya yöneliktir. Bizim önümüzün açık, özgür ve bağımsız olmamız gerekir. Makine Mühendisleri olarak % 85’imiz ücretli çalışan emekçileriz.  Çok az %15’lik kısmımız kendi işinin sahibi.  Dolayısıyla biz halkız, halkın içindeyiz. Halkın sorunlarını kendi sorunlarımız olarak görüyoruz. Üstelik bizim iş güvencemiz de, sendikal hakkımız da yoktur. Biz gücümüzü üretim gücümüzden alıyoruz.
Son 10 yılda milli gelirin üç kat arttığı bir ortamda meslektaşlarımızın gelirleri  %15 oranında düştü. Bu durum, ülkede üretimden uzaklaşmayı gösteriyor. Bursa’da Sifaş, Flament, Bisaş, Polylen gibi fabrikalar kapandı, yenileri de kurulmadı. Bu fabrikaların 15 bin çalışanı vardı.
Ben çalışanlar arasında ücret karşılaştırmalarını doğru bulmam. ‘Mühendisin oyu ile çobanın oyu’ tartışmasını da doğru bulmam. Çobanın da oyunu bilinçli bir şekilde kullanabilecek vatandaş duruma getirilmesi bu ülkenin sorunu olmalı.
Ücretlendirme meselesinde benim görüşüm şu: “insanca yaşama hakkı, bu ülkede herkesin hakkı olmalı. Bu ülkede yapılması gereken, insanların refah düzeyini insanca yaşayacak düzeye getirmek olmalıdır.  Bunu devlet dediğimiz yapı organize edecek.
Birisinin aldığı maaş, yoksulluk sınırının üstündeki bir maaştır.  Düşük olan maaş ise, yoksulluk sınırının altında olan bir maaştır. Şimdi yoksulluk sınırının altında olanı, yoksulluk sınırının üstüne çıkarmak gerekiyor. Ötekini öldürmemek gerekir. Bu politika olarak o kadar bariz bir şekilde işlendi ki, sonuç herkesin yoksulluğunu getirdi. 
 
Meslektaşlarınızın iş ve işsizlik durumu nasıl?
Aslında üniversite mezunları arasında işsizlik oranı % 25’in üzerinde. Bunu iki açıdan ele almak gerekiyor aslında. Bu ülke için bir üniversite okumak, mezunu olmak, hem devlet hem aile hem de okuyan o insan olarak ciddi maddi ve manevi külfeti olan bir durum. 
Devlet de aile de okuyan genç için tüm imkânlarını seferber ediyor. Bu süreçten sonra mezun olan çocuk iş düşünüyor, geçim düşünüyor. Doğal olarak aileler de "Çocuğum üniversite mezunu oldu, kendi ayaklarının üzerinde durması, kendi yaşamını sağlayacak geliri sağlaması lazım" diyor.  Ama öyle olmuyor.
Bizim gibi ülkelerde geçerli olan sistem; sürekli işsizlik, yoksulluk üreten sistem. Bunu tersine çevirmek gerekir. Asıl gürültü burada kopuyor. Mesleğimiz açısından şunu söylüyoruz: Sanayileşme ve demokratikleşme birlikte diyoruz. Hiçbir zaman birinin önüne öbürünü, ötekinin önüne koymuyoruz.
 
“İçimi acıtıyor”..
Ben Bursa'da çok söyledim, içimi acıtıyor. Benim meslektaşım işsiz kalması bir yana, iş buldum diyenler sınıfında bulunanların bir kısmı da aylık 1000 liraya talim ediyor. Bunu çok defalar söyledim. Birilerinin dikkatini çekmedi. Nedenini anlayamıyorum.
Bursa’da birçok gazeteci meslektaşlarınız da benzer durumda. Parasını alamayan pek çok insan tanıyorum. Bursa'nın medyası güçlü ama parası gecikmeli olarak verilen, çok insan tanıyorum. Gecikmeli olarak verilen hatta üstüne yatılan, hatta davalar açılan durumlar olmasına rağmen yaşanan bu feryadı duyan olmadı. Çok önemli, bu durumu sadece mühendisler olarak düşünülmemeli.
 
Milli gelir üç kat arttığına göre, bu durum sanayileştiğimizi göstergesi değil mi?
Kimin sanayiciliği bıraktığını, kimin ne tür sanayiciliğe yöneldiğini, kimin ranta yöneldiğini ve bu ülkeye ne büyük kötülük yapıldığını hepimizin herkesin görmesi lazım.
Bu gün teknoloji üretmediğimiz sürece, sanayileşmeyi dikine olarak ARGE ve inovasyona dayalı bir teknoloji üretimine geçmediğimiz sürece, bu var olan sanayiye sanayi demek mümkün değildir.
Tesisleri dışarıdan al, gel buraya kur. Bu şekilde üretim ve sanayi dışarıya bağımlıdır. Fasona dayalı, katma değeri yüksek olmayan projelerden vazgeçmeliyiz.
Buna karşılık katletmediğimiz ne doğa kalıyor, ne çevre kalıyor, ne bahçe kalıyor, ne tarım alanları, ne de insan sağlığı kalıyor.
Biz makine mühendisleri olarak şunu söylüyoruz: Dengeli bir sanayileşme mümkün. İleri teknolojiye yönelip,  ben teknoloji üreteceğim. Markalar üreteceğim, bu markaları Bursa'dan veyahut Türkiye'den bir yıldız gibi parlatacağım derseniz, ona göre şekillenirsiniz. Politikanız buna uygun olursa, çevreye zararı, tarım alanlarının yok edilmesine gerek kalmaz ve çokta yüksek katma değerler elde edersiniz. Bunun için çok ta büyük alanlara gerek yok. Japonya’nın bu konudaki durumuna dikkat çekmek isterim. Japonya ne kadarlık alanı var, ne kadarlık alanda neler yapılıyor?
Aslında Türkiye içinde örnek yerler vardır. Güney Kore çok kötü bir örnektir. Aslında acıtan da bir örnektir. Bütün insanların düşünmesi gereken ciddi bir örnektir. 1950-53 arasında savaştan çıkmış bir ülke. Sen gittin orada savaşıp şehit verdin. Gidip oraları gezip gördüm. Kişi başına düşen milli geliri 26 bin dolar. Dünyadaki marka sayısına bir bakın.. ABD ile Japonya ile ciddi rekabet halindeler. Bir de dönüp bize bakın Allah aşkına..
Türkiye’den havalandığınızda geriye dönüp bir bakın.  Ne görürsünüz, neyi görebiliyorsunuz. . Bu içinizi acıtmıyor mu? Bu durumu şapkamızı önümüze koyup düşünmemiz gerekir.   
 
Mevcut sanayimizi nasıl değerlendirebilirsiniz? 
Biz mühendisler, sanayi şöyle değerlendiriyoruz:  Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan planlama, yapılan hamleler, senayı anlamında atılan adımlar, 1950’lere kadar büyük bir çaba ile sunulmuştur.   1950’den sonra 1980 e kadar, bu durumdan geriye doğru bir süreç başlamış, bocalama devrine girilmiştir. 1980 darbesinden sonra da Türkiye’nin sanayileşme etkinliği tamamen sıfırlanmıştır
Kamunun yol göstericiliği, devletin bir sanayileşme politikası olmazsa, sonuçta böyle olur.   Avrupa bizi kandırdı. Dedi ki;  ‘Devlet bu işlerden elini çeksin.’  Dünyanın hiçbir yerinde devlet sanayi ve sanayileşme işinden vazgeçmiş değil, bir politikası vardır.  Ama a özel, ama devlet. Darda kaldığında devlet elini atar kurtarır. Sanayisizleşmeden sanayiye dönmek gerekiyor. 
 
“Bursa sanayiye doydu, sözüne ben katılmıyorum”
Bursa sanayiye doydu demek sanayinin ne olduğunu bilmemek demektir.  Sanayicilik yapmaya uğraşanlar dahil, ben bilmediğimiz kanaatindeyim. Şimdi sanayiye bakalım: Sanayi kimin sanayisi? Bizim sanayimiz var mı? Varsa ne kadarı bizim?
Yani bizim sanayi yapımız ağırlıklı olarak dışa bağımlı. Bunu tespit edip görelim. Yine sanayi yapısı; şu anda yapmakta olduğumuz kirleten bir sanayi yapısı var. Katma değeri çok az, marka üretmeyen, fasona dayalı bir senayı yapısı var. Biz buna sanayi demiyoruz. Oysa ihtiyacımız olan katma değeri yüksek, kirletmeyen ve en önemlisi de bizim olan sanayiye ihtiyacımız var.
Ülkenin refahı için ülkenin demokratikleşmesi için ülkenin kalkınması için; mühendisliğini bizim yaptığımız, bizim tasarladığımız, bizim ürettiğimiz, bizim marka yaptığımız bir sanayiye ihtiyacımız var. Her yeri sanayi bölgesi ilan etmek demek; sanayileştik, sanayimiz iyi manasına gelmez.  Her bahçe içersinde sanayi işletmelerini yükseltmek sanayileştik anlamına gelmez. Bursa bile göreceli olarak İstanbul’dan sonra katma değer üretmede birinci ve ikinci sıraya yerleşir. Bursa’nın ürettiği katma değeri iyi irdelemek gerekiyor. Dolayısıyla bize dayatılan bir sanayi yapısı var. Biz Avrupa’nın terk edip bize dayattığı sanayi yapısını kabullenmekle çok şey kaybediyoruz.
Bunu bize istihdam ve milli gelirle yutturuyorlar. Dolayısıyla bizim, kirleten sanayi yapısına, katma değer yaratmayan sanayi yapısına karşı olmamız gerekir. Hem teknolojiyi gözeten, hem refah ve istihdamı gözeten, yanı bizim olan sanayiye, yönelmemiz gerekiyor.
 
Teknolojiyi yakalamakta geç mi kaldık?
Geç kalındığını söyleyenler var. Yapmadan bilgiye teknolojiye ulaşmak olmaz. Yapacaksın, kendini ispat edeceksin ki bilgi çağına ulaşasın. Teknoloji etiket değil ki yapıştıralım. Oraya yoğunlaşacaksın. Biz, Türkiye’de mühendislik yeteneğinin marka ve teknoloji üretiminde yeterli olduğunu düşünüyoruz. Her türlü araştırma geliştirmeyi yapacak beynimizin var olduğunu düşünüyoruz. Biz onlara güveniyoruz. 
 
Ülkemizdeki ARGE çalışmalarını değerlendirebilir misiniz?
Şu anda hükümet araştırma geliştirme yönünde ARGE şov yapıyor. ARGE, -miş gibi görünüyor. Yasa berbat. Hiç kimsenin fikrini görüşünü almıyor. ARGE konusu gerçekten bir şov görünümündedir. Rakamlar gösteriyor, biz şunu yaptık bunu yaptık gibi.. Gerçek manada durumu uluslararası ölçeklerde değerlendirmek lazım. Nerelerdeyiz? % 1’lerde mi, 1,5’de miyiz? Nerde olmamız gerekir? % 2’lerde mi, 3’lerde mi?
 
Bunun karşılığında ne yapılıyor?
Markalar üretiliyor mu? Yapılanlar markaya dönüşüyor mu? Markaya dönüşecek adımlar atılıyor mu? Bütün bunlar izleniyor mu?
Arge’nin bu tarafı da çok fazla önemsenmiyor. Çünkü gerçek niyet Arge değil. Gerçek niyet şu: orada bir para var, bunu ARGE ile şey yapalım, ama oradan da bir takım yerler komisyonunu alsın. Bugün kalkınma ajansları da buna benzer çalışıyor, bununla ilgili olan başkaları da böyle çalışıyor.
Ayrıca ARGE merkezi konusunda bir şeyler yazılıp çizildi. Ama o da yine büyük şeylerin ablukasında çıktı, sayı sınırı getirildi. Yanı bir Arge çalışmasının değerlendirilmesi ortaya konulan bir çalışma üzerinden bir icat çalışması üzerinden, bir çaba üzerinden değil, sayı üzerinden yapıldı. Herkes mevcut üretiminin içersinde arge merkezleri oluşturdu. İşte bunlar benim sayım. Burası da benim arge merkezim. Özde ortaya bir şey koydun mu? Hayır koymadı. Buna karşılık devletten destek aldı. ARGE'de kişi falan filan sayısı değil, ortaya konulan çalışma değerlendirilmeli. O görülmeli. Faydalı olanlar sonuna kadar desteklenip marka olarak ortaya çıkarılmalı. 
Ben, devletin ciddi bir sanayileşme politikası olmadan, sanayi yapanların alnından öperim.
 
Belediye ve diğer kamu kurumları ile pozitif ilişkiler içinde olmanız bazen yadırganıyor.
Aslında meslek odaları kamu kurumu niteliğindedir. Kurumsal ilişkilerin olması gerekir. Kamu yararı adına çalışa bir kamu kurumunun diğerini yok sayma, dışlama gibi bir lüksü olamaz. “İşbirlikçi” tanımını kabul etmiyorum. Ben şunu anlamakta zorluk çekiyorum. İki kurum arasındaki işbirliğinden ziyade, kişilere indirgenerek başka yönlere çekilmesini anlayamıyorum.
Ben bir kurumun başında bulunan o kişinin siyasi görüşünden dolayı ‘bana ters geliyor, düz geliyor’ durumuna hiçbir zaman bakmadım. Bu anlamda Bursa'da görüşmediğim hiçbir kurum temsilcisi yok. Bence olmamalıdır zaten. Bunu yapmayanlar varsa yanlış yapıyorlardır.  Çünkü o kurumlar benim keyfiyetimle yönetilecek yerler değil. Aslında belediye başkanlarının da o durumları var.  Ama oralarda öyle keyfiyet vardır. Siyaset varsa keyfiyet de olur.
Bu konuda Oda olarak başarılı olduğumuzu düşünüyoruz. Hiç kimseyi hiçbir şekilde asla kategorize etmeden, kişi kurum hiç fark etmez, biz çalışmalarımızı kendi mezramızda, kendi mevzuatımız ve yasanın verdiği yetki çerçevesinde yapmaya çalışıyoruz.
Biz konulara biraz vakıfız. Çünkü okuyarak, yaşayarak, mesleğimizi özümseyerek buralara geldik. Bunun da bir farkı oluyor ki, bu durum arkadaşlarımızın bazılarını şaşırtıyor. Kimse şaşırmasın ve garipsemesin. Arkadaşlarıma anlamaya çalışmalarını tavsiye ederim.  Çünkü bizim yaptıklarımız kişisel bir mesele değil, yaptıklarımız bu ülke için, bu kent içindir. 
 
 

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

500

Adınız Soyadınız :

Yorumlar Yükleniyor ...
Facebook Yorumları
Para Piyasaları

Para Piyasaları
Yükleniyor ...

Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defterine Yazarmısınız

İzlenimlerinizi bizimle paylaşın

Deftere Yaz
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Namaz Vakitleri
Namaz Vakitleri
Yükleniyor...
Günlük Gazeteler
Oku
Şans Oyunları

Şans Oyunları
Yükleniyor ...

Anket

Yeni sitemizi nasıl buldunuz?

Lütfen tercih yapınız !
Süper Lig
Süper Lig
Yükleniyor...
Foto Galeri Tümü
'Savaş Kimi Vurur?' Eyvah, Kocamın Bir Astroloğu Var!Yurttan kardan adam manzaralarıVinç Bursaray hattına düştü!Anam, Bacım, Avradım oyunundan karelerNilüfer Kadın Korosu 'Yeni Yıla Merhaba' dediBursaFotoFest’te büyük yarış sonuçlandıNilüfer’de onbinler  aydınlık Türkiye için yürüdüBarış Sofrası Nilüfer'de kuruldu
Video Galeri Tümü
Bilişim Sohbetleri-5 'Bilişim Teknolojileri'Bilişim Sohbetleri-4 'Türk yazılım sektörü ve 2023 hedefleri için büyük tehlike'Bilişim Sohbetleri-3 'Endüstri 4.0'Bilişim Sohbetleri-2 'Endüstri 4.0'Bilişim Sohbetleri-1 'Yapay Zeka'66. Başbakanlık Koşusu'nda zaferin adı 'PERSHING'Soma'daki işçiler neden öldü!Nesrin Çavuşoğlu-Sevemem ArtıkNilüfer Kadın Korosu-Ramo
Bugün
Bu Hafta
Bu Ay
Çok Yorumlananlar

Arşiv