Para Piyasaları Yükleniyor ...

Hava Durumu Yükleniyor ...

İstanbul’a veda çığlığı!

Osman GÜRÇAY

13.11.2018 22:37 tarihinde yayınlandı 315 defa okundu 0 defa yorumlandı
İstanbul’a veda çığlığı!
2018 İstanbul Maratonu’nu da koştuk. Geçen yıl finişe yakın bir yerden sporcularımı ve diğer maratoncuları tebrik ederek izlediğim maratonu bu yıl bizzat koştum ve organizasyon dahil maratoncu olarak İstanbul şehri kesitini inceledim. Genel olarak tek bir kelime ile özetlemek gerekirse: İçler acısı. Nedenlerine hiç girmeyeceğim, çünkü dipsiz bir kuyu. Ama bu benim son İstanbul maratonumdu. Gelecek yıllarda katılmayı düşünmüyorum!

Sabah tam 6.30’da Sultanahmet’deki toplanma ve otobüs bekleme yerindeydik. Biz maratoncuların toplu olarak o saatte aramadan geçirilmesi, hayvan sevk eder gibi sevk edilmeleri, polislerin sert tavırları, koşu ve maratonla ilgili hiç bilgili olmamaları çok üzücüydü. Kişisel yaşadığım bir olayı da burada size aktarmak isterim: Tam arama kapısından geçtikten sonra arkamda arkadaşları beklemek için birkaç saniye duraksadım. Bu arada uzun ve kalıplı vücutlu bir polisin bana dönerek “ilerlesene” diye bağırdığını duydum... “Tamam arkadaşlarım geliyor bir saniye daha rica ediyorum” cevabını alınca o da bana ‘siz Türkler böylesiniz” karşılığı geldi ondan...
 
Şok oldum.
 
O sırada arkadaşlarım da geldi zaten ve ben bu moralle maraton otobüsüne bindim; daha maraton koşacaktım! Neyse... itiş kakış otobüse bindik. Otobüs anlamsız biçimde, abuk subuk rotalardan mümkün olduğu kadar geciktirerek bizi start yerine ulaştırdı. Start yeri bir anda inanılmaz bir kalabalık yumağı içindeydi. Onca yıl aynı maratona katılmış biri olarak ne yapacağımı ve nerede giyinme otobüslerini bulacağımı, nerede ısınacağımı ve nereden start alacağımı bilemiyordum.
 
Sonra değişik mesafeleri koşacak arkadaşlar bölünerek kendi derdimizi çözmeye doğru yöneldik. İlk önce çanta toplama otobüslerini bulmalıydık. Çünkü maratonun başlamasına 55 dakika vardı. 25 dakikada otobüslere itiş kakış ve sakatlanma pahasına tretuvarlardan atlayarak erişebildik. Hızlıca soyunduk ve çantaları verdik.
 
O panikle koşuda kullanacağım jellerimi çantada unuttuğumu fark ettim. Ama nafileydi, artık çantayı o hengamede bulamazdım. Neyse, “hemen ısınalım bir yerde azıcık bari” dedik, polisler ve görevliler iğrenç tavırları ve aymazlıklarıyla, maraton umurlarında bile olmadan bizi boş olan ısınma bölgelerine geçirmediler. İğrençti…
 
O anı yaşıyor olmaktan nefret ediyordum. Yine de moralimi bozmamak için gayret ettim. Bu arada ‘elit’ maratoncular ısınıyordu ve onların içinde benim de önceki maratonlarda geçtiğim veya birlikte koştuğum arkadaşlarımı gördüm.
 
Yine de spor ve maraton kültürü yoksunu görevli kitlesinden ve yöneticileri duvarından izin alamadık ısınmak için orada biz de...
 
Biz de maratonda bu ülkeyi temsil etmiş, Balkan ve Türkiye şampiyonlukları bulunan, maraton ve yol koşularının gelişimi için maksimum çaba harcamış, her koşuya bizzat ve ekibiyle katılan maratoncularız ve antrenörleriz.
 
Bu tavırlarla karşılaşmak inanın beni çok derinden üzdü. Maraton mu koşacaktık? Ne ile mücadele ediyorduk? Anlayamıyordum. Neyse... Isınamadık...
 
Bu tam bir rezaletti ve bu maratona bir daha katılmamaya orada bulunan arkadaşlarla o anda karar verdik. Zaten start zamanına da 20 dakika kalmıştı.
 
 
Nasıl olsa ısınamayacaktık ve gittikçe de artan bir kalabalık bizi yerimizden oynayamayacak hale getirmeye başlamıştı ki, starta gitmeye hemen kara verip, koşturduk ve kalabalığın içine daldık. En önlere doğru gelebilmiştik. Herkese başarılar diledik ve start noktasında 18 dakika ayakta sıkışık bekledik. Organizatörler nutuklar atıyor, konuşmalar yapıyor, ben ise sabah polisten Türklüğüm nedeniyle fırça yemiş, otobüste sıkış tepiş istiflenmiş, yarışma alanında panikle start alanına gelebilmiş bir durumda ve ısınmamış olarak ‘maraton bir an önce başlasın’ bekleyişindeydim.
 
Bir sürü ıvır zıvır konuşma yapıldı, parkur hakkında kimseye teknik bir sözlü anımsatma dahi olmadı.
 
Ve...
 
Start verildi. En güzel kısmı başlamıştı bizim için maratonun, sadece kendi başımızaydık çünkü… Ama Haliç’i köprüden geçerken arkadan bir polis arabası sireni duydum. Arkama baktığımda bir araba ve arkasında motorlar vardı. Biz maraton gibi zor bir koşuya çıkmıştık, ister istemez tepki verdim. Arabadaki polis bana “çekil kenara 15K yarışçıları geliyor” dedi.
 
Ben neydim ya?
 
Ben orada ne yapıyordum? Bu muydu saygılı uyarı? İğrençti. Sanırım artık bu organizasyonlar birkaç elitin getirilip burada koşturulması ile ödüllendirilmesi için organize edilen şovlara, maraton ve spor kültüründen uzak, esasen ticari olup gönüllülerinin bundan bihaber olarak aidiyet besledikleri yardım ve sadaka gruplarının büyük güruhlar oluşturduğu, nezaketten uzak festivallere dönüşmüştü.
 
Yazık! İstanbul gibi dünya mirası bir kent ve onun maratonu böyle olmamalıydı... içinde darbe yemiştim. Finiş çizgisini her şeye rağmen sağlıkla geçtiğimde, donuk ve soluk aynı tabloyla karşılaştım. Alışagelmiştim artık tavırlara, idare ettim... 
Koşu alanından çıktığımda metroya ancak Beyazıt’tan binebileceğimizi bir ‘görevli’ bize lütfetti ve söyledi.
 
Adı üzerinde…
 
Görevli olan bu görevli görevini yerine getirdi getirmesine ama layıkıyla değildi.
 
Asıl olan da buydu! Görevini lâyıkı ile, hangi koşulda olursa olsun görevin gereklilikleri dahilinde yerine getirmektir.
 
Bu yetmedi.
 
İki kilometre daha yürümek maratoncuya koymazdı, yürüdük, ıngıl ıkış yine binerken metroya, bu sefer de bir ‘bir x grup gönüllüsü’ oğlum beni onu arkadan itmekle suçladı. Ben ona onu itmediğimi sadece biraz acele ederken hafifçe fazla değmiş olabileceğimi nazik bir dille anlatmaya çalıştım. Koştuğumdan, biraz da yorulduğumdan bahis açarak oğlumdan da küçük olan bu gence dostça bir tavırla oturmaya ihtiyacım olduğunu söyledim.
 
O ise hışımla öne atlayarak son kalan boş yeri kaptı. Neyin gönüllüsü idi bu tatlı çocuk? Dilerim bir gün o ve benim dersimi yol boyu vermeye devam eden YOL arkadaşları ile yolları açık gönüllüler olarak nice maratonları festivalleştirirler. Öğreneceklerimin bitmeyeceği bu kozmopolit arenanın oyuncularına veda ediyorum. Parkur mesafesi 250 m uzun olan 42k’e, bir dakika daha uzun koşu süresi saptayan güzelim ölçüm sistemine...
Silinen eşsiz coğrafyandaki muhteşem tarihine buradaki son maraton ile veda ediyorum.

Yorum Yapmak İçin Tıklayın

500

Adınız Soyadınız :

Yorumlar Yükleniyor ...
Facebook Yorumları
Linkler
Bugün
Bu Hafta
Bu Ay
Çok Okunanlar
Tatlıoğlu: 'Hizmetin farzı niy... 645
Bursaspor nereye koşuyor? 466
Burhan Dikencik vefat etti! 435
Dağ köyünden Katar Sarayı’na i... 351
BUDO ve İDO'da seferler iptal 341
Evrende yalnız mıyız? 339
Şans Oyunları

Şans Oyunları
Yükleniyor ...

Anket

Yeni sitemizi nasıl buldunuz?

Lütfen tercih yapınız !

Arşiv